»» GÜÇLÜ  EMLAK OFİSİ   »»  Altınoluk » Tarihi Yerler..
 
 
 

Altınoluk deyince akla ilk geliverenler; Antandros antik kenti, Yunan Tanrısı Zeus, tarihin ilk güzellik yarışmasının podyumu, eski bir Rum köyü... Muhteşem bir sahil, tarihi bugünle kaynaştıran körfezin yüzen diskotekleri, yelken yarışları, geceleri zengin ve hareketli çarşısı, antik tiyatrosu ile sanat ve eğlencenin zirvesi...

 

Altınoluk ve Kazdağı'na, yeşil ile mavinin kucaklaştığı bir cennet köşesi desek bile haksızlık etmiş oluruz... Çünkü Kazdağı ve Altınoluk, deniz, dağ turizmi, sanatsal etkinlikler ve eğlencenin körfezde doruğa ulaştığı noktayı ifade eder.
Altınoluk deyince akla ilk geliverenler; Antandros antik kenti, Yunan Tanrısı Zeus, tarihin ilk güzellik yarışmasının podyumu, eski bir Rum köyü... Tarihi bugünle kaynaştıran körfezin yüzen diskotekleri, yelken yarışları, geceleri zengin ve hareketli çarşısı, antik tiyatrosu ile sanat ve eğlencenin zirvesi... Dünyada, oksijen oranının en yüksek olduğu ikinci bölge olarak tanınan Altınoluk, bu yönüyle kalp ve solunum problemleri yaşayanların ömrüne ömür katan bir yaşam kaynağı aynı zamanda...
Belde, üç dönemdir yorulmak bilmeyen enerjisiyle görev yapan Belediye Başkanı İsmail Aynur'a çok şey borçlu. Türkiye'nin tek zeytin ağacı müzesini oluşturmak için devamlı projeler üretiliyor.
Kazdağı Koruma ve Tanıtma Projesi kapsamında Türk-Yunan dostluğuna da katkıda bulunan ve içinde bulunduğumuz şu günlerde gerçekleştirilecek olan etkinliklere evsahipliğini üstlenmiş bir beldeden söz ediyoruz.
Anlatılmaz, yaşanır derler ya, sanki bu Biga Yarımadası söylenmiş... Hele yeşilin ve kuşların bütün çeşitliliğini bünyesinde barındıran Antandros Kalesi, kaya özellikleriyle cennetten bir köşe olan Şahindere Kanyonu...
Şahindere Kanyonu yürüyüşler için mükemmel güzellikler sunuyor. Sıcaktan bunalanlara memba suyu akvaryum içerisinde serinleme göletleri çok fazla. Belki "rakı şişesinde" değil ama, "kanyondaki göletlerde balık olmak" vardı...

ANTANDROS'DAN ALTINOLUK'A
Günümüzden 3.000 yıl öncesinde Homeros'un İlyada Destanı'nda adı geçen Antandros antik kenti, Kazdağı'nın doğal kaynaklarını değerlendiriyordu. Sözgelimi, gemi yapımında kullanılan keresteleri Kazdağı'ndan sağlıyordu. Pers, Helen, Roma dönemlerini yaşayan kent, Ortaçağ'da Arap işgallerinden dolayı yukarıya, Papazlık denilen bölgeye taşınmış. Zeytinyağı'nın ünlü olmasından dolayı sonraları adı Altınoluk'a çevrilen kent, Kazdağı'nın doğal güzelliği sayesinde turizmin gözde beldelerinden biri oldu. Bursa Anıtlar Kurulu'nun SİT alanlarını imara açmasıyla birçok tarihi kalıntı yağmalandı. Yeni kazılarla ünlenen bölgede her yıl temmuz ayında eğlenceli bir festival yapılıyor.

ŞAHİNDERE KANYONU
Yolunuz Altınoluk'a düştüğünde, tarihi ve yöresel bilgisi nedeniyle gönüllü rehber Saim Şeker'i mutlaka bulmanızı öneririz. Rehberin tatlı sohbetiyle vaktin nasıl geçtiğini anlayamazsınız. Hele güzellik simgesi Refika'nın türküsü ve öyküsünü de dinlerseniz...
Şahindere Kanyonu canlı bir oksijen pompası gibi. Denizin iyotunu, kirli havayı Kazdağı, köknar ağaçları, kekik ve şifalı bitkiler ile sirküle ederek tekrar kente pompalar. Edremit Körfezi çökerek deniz altında kalırken, İda'nın yükselerek dağ haline dönü
Merkezi Bursa'da bulunan Güney Marmara Çevre Koruma Derneği'nin (GÜMÇED) bölge şubesi, doğa korumacılığına ilişkin seminerleri üstlenmiş. Kazdağı (İda) Koruma ve Tanıtımı Projesi kapsamında çalışmalar yapılıyor. Kanyonda doğa güzelliği kadar tarih de yatıyor. Bölgeyi, ilk medeniyetlerin kurulduğu alanlar olarak adlandırabiliriz. Antik Antandros kenti, Antandros Pelesqoi tarafından kurulmuş. Zaman içerisinde, Pers, Helen, Roma ve Osmanlı hakimiyetlerinin sürdüğü bölgedeki kazılarda çeşitli dönemlere ait paralar da bulunmuş. Sikkeler üzerinde Artemis'in başı tasvir edilmiş. Kent, Hıristiyanlık döneminde ise piskoposluk merkezi olmuştur. Kanyonda sur ve bina kalıntıları halen mevcut. Dereçatı, Sefa Tepesi, Naneli Pınar, Başdeğirmen, Mıhlı Köprüsü fotoğraf sanatçılarının doğa zenginliği karşısında yedek filmlerini dahi tükettirecek güzellikle cennet köşeleri...

TARİH VE MİTOLOJİ
Anadolu'nun her kesiminde süren arkeolojik araştırmalar, M.Ö 8000 yıllarına giden yerleşim birimlerini ortaya çıkarmakta ve Anadolu'nun insanlık tarihine ışık tutan yaşantısını sergilemektedir. Aynı şey, İda Dağı'nı (Kazdağı) bünyesinde barındıran Biga Yarımadası için de geçerlidir.
Son yıllarda bazı bilim adamları kayıp ülke "Atlantis"in Troia ovasında aranması gerektiğini söylemekle yeni bir tartışma başlatmışlardır. Başka bilim adamları da Çanakkale ve İstanbul boğazlarının günümüzden 7-10 bin yıl önce çöktüğünü ve sonucunda Ege Denizi sularının daha alçakta olan Karadeniz Gölü'nü bastığını, bu olayda çevreden kaçan insanların etrafa Nuh Tufanı efsanesini andıran öyküler anlattıklarını ve efsanenin de bu öyküler sonucu oluştuğunu savlamaktadırlar.
Çanakkale Boğazı ve çevresinde çökme sonucu meydana gelen müthiş bir su hareketinin ve depremin burada daha önce var olan bir kültürü yok ettiğine dair bu savların şimdilik bilimsel bir değeri yoktur ancak tarihe renk ve heyecan kattığı da bir gerçek. Atlantis efsanesine Platon'un (M.Ö 427-347) diyaloglarında rastlamaktayız. Bu konuşmalar içinde Mısırlı rahiplerin Atinalı devlet adamı Solon'a (M.Ö 640-558) Atlantis'den söz ettikleri anlatılır. Sanal bir ülkeden söz edilip edilmediği ise bugün bile bilim dünyasını meşgul etmektedir.

 

     
 
 
 

Geri Dönüş için Tıklayınız.